Posts Tagged ‘mühendislik’

USC dönemi başlıyor

Sunday, June 19th, 2011

Bu sonbahar USC’de kimya mühendisliği masterına başlıyorum. Fakat, aynı anda normal işime devam edeceğim!

MIT’den mezun olmadan önceden beri yüksek lisans isteyip istemediğim düşüncesi beni rahatsız ediyordu. Çoğu kişi bana iş hayatına atılınca yüksek eğitimin çok zahmetli görüneceğini tembihlerdi. Üç senelik çalışma hayatımda kendimi bu tuzağa düşmeye başlamayı istemedim. Ne kadar beklersem o kadar zor olacak. Şimdiki işimi çok seviyorum. Tecrübe kazandıkça bana verdikleri görevler daha komplike ve ilginç oluyor. Şimdiye kadar okulda öğrenemeyceğim çeşitli şeyler öğrendim. Üstüne alacağım dersler böylelikle daha çok anlam kazanacak ve kazandıracak. Ayrıca ileride PhD düşünürsem, bir okula girmemde ya da karar vermemde yardımcı olacak.

Aynı anda okuma ve çalışma beni biraz ürkütüyor. Zaten şimdiki halimle kendime az vakit ayırabiliyorum. Üstüne ders ekleyince nasıl olacak? Haftada bir koro provalarına ve keman derslerine gitmeye devam edecek miyim? Zaten şimdi az gördüğüm arkadaşlarımı daha mı az görmem gerekecek? Bu sorularla karşılaştığımda aklıma MIT’de bir keresinde yedi ders aldığım dönem geliyor. Hem de o dönem sosyal hayatım da pek canlıydı. Demek ki isteyince oluyor. MIT’e gitmemin en büyük yararlarından biri de o oldu zaten… sandığımdan daha çok şeyin üstesinden gelebilmemin ıspatı.

Bu sizin için ne anlama geliyor? Büyük ihtimalle bloguma şimdikinden daha da az yazacağım! Ama tersi de olabilir. Ne kadar yoğunsam vaktimi o kadar iyi değerlendirebiliyorum. Zaten şimdi bile bloguma o kadar sık yazmadığım için master yapmam herhalde sizin hayatınızı o kadar etkilemeyecek!

En heyecanlandığım kısım da yine konser bileti alırken öğrenci indirimi alabilmek! Çok konsere gittiğim için okulu bitirdiğimden beri en büyük hayal kırıklıklarımdan biriydi de…

Xenakis!

Monday, January 10th, 2011

Geçen Cuma günü, arkadaşım Etha ile MOCA’da sunulan Iannis Xenakis: Composer, Architect, Visionary adlı bir sergiye gittik. Etha’yla liseden beri, yani yedi buçuk senedir, görüşmemiştik. Xenakis Bey olmasaydı yakın zamanda buluşacağımızı da sanmıyorum.

Iannis Xenakis, 20. yüzyılın en önemli bestecilerinden biriydi. Asıl mesleği mimarlık olan Xenakis, parçalarını matematiksel hesaplamalar kullanarak hazırlıyor. Benim en sevdiğim Xenakis konseptlerinden biri, parabolik şekillerden tasarlanan glissandolardan oluşan müzikal şekiller. Bunların Metastaseis parçasında duyabileceğiniz bir örneği aşağıda resmedilmiştir. Bunun dışında bir sürü farklı matematiksel ya da bilimsel fikirleri ve formülleri parçalarına işlemiştir. Hesaplamaları sonradan nota şekline konup orkestranın çalabileceği bir parça haline getirilir.

Sergiden büyük haz aldık, çünkü Xenakis’in çeşitli parçalar için yaptığı çizimleri, bize ödünç verdikleri iPod’ları dinlerken analiz yapabiliyorduk. Bestecinin kareli grafik kağıtlarına ve boya kalemlerine olan bağımlılığı ikimizin de gözünden kaçmadı. Sergiden çıktığımızda Xenakis’e olan hayranlığımız artmıştı, ve gerçek dünya gördüklerimize ve duyduklarımıza göre sönük kalmıştı.

Sergi bana müzik yazmanın güzel bir melodinin ötesini düşünmem gerektiğini hatırlattı. Matematiksel, görsel, ya da felsefik fikirlerden yola çıkarak çok ilginç müzikal efektler yaratmak mümkün. Tabii ki bunu hepimiz zaten biliyorduk ve okullarda öğrendik. Ama normal hayattaki sıradan popüler müziklerin içine gömülünce bu tür bazı düşünceler ne yazık ki yavaş yavaş yok olabiliyormuş.

Los Angeles ya da civarlarındaysanız ve müzisyen, mühendis, matematikçi, ya da mimarsanız, Şubat 4’te sergi kapanmadan gitmenizi şiddetle tavsiye ederim.

Düşündürücü rüya

Saturday, September 18th, 2010

Geçen akşam rüyamda bir seçim yaptım: iş yeri tarafından düzenlenen bir kompresör tamir atölyesine gideceğime bir besteciler seminerine gitmeyi tercih ettim. (Kompresör atölyesi gerçekten yer alan bir etkinlikti, seminer ise rüyamın bir parçaşı.) Atölye gezisini düzenleyen kişiye haber vermeden seminere gittiğim için vicdan azabı duyarak oturdum ve bestecilerin eserlerini dinledim. Seminer ilginçti, ama dinlerken dikkatim dağılıyordu, esniyordum. Kompresör atölyesine gitmediğim için pişmanlık duymaya başladım. Atölye gezisinin bana daha çok şey kazandırabileceğini düşündüm.

Bu rüya ilginç bir zamanda çıktı. Rüyadan birkaç gün önce müziğe yeteri kadar zaman ayırabilemediğim için kendi kendime sinirleniyordum. Sıkıntım o kadar artmış ki beynimin diğer kısmı “Müziği sevdiğin kadar mühendisliği de sevdiğini itiraf et!” deme cesaretini bulmuş. Bu hafta iş bakımından pek yoğun olduğu için haftanın başında gördüğim bu rüya bana güç verdi.

Şevk kırılması

Tuesday, May 25th, 2010

Geçtiğimiz günlerde normalde bana ilham getiren şeyler bu sefer ters etki yaptı. Kadın Mühendisler Topluluğu (SWE) Profesyonel Gelişim konferansına gittim. Olağanüstü mühendis hanımların konuşmalarını dinledim. Konferanstan kazandığım en önemli şey şu oldu: başarılı mühendis hanımların hayatlarında işlerinden başka birşeye zamanları yok. Çoğunun çocuklarına bile zaman ayırmaları güç oluyormuş (çocukları bile varsa eğer). İş dışında hobiler söz konusu bile değilmiş. Ben böyle insanları mı örnek almalıyım? Umarım ki hayır. Ben bütün hayatımı bilim ve sanat arasında bir denge kurmaya çalışarak geçirdim. Bu konferanstayken ilk kez aynı ömürde hem başarılı bir mühendis, hem orta başarıda bir artist, hem de iyi bir anne olamayacağımın kaygısına kapıldım.

Haftasonumun gerisini sanki bu düşüncelere meydan okurmuş gibi geçirdim. Geçtiğimiz üç günde:

  • Bütün günü kapsayan o konferansa gittim
  • Toplam 3.5 sunum içeriği taşayan beş tane Powerpoınt sunumu hazırladım
  • İki konsere gittim
  • Keman çalıştım ve haftalık keman dersime gittim
  • Ailemle vakit geçirdim
  • Bir iş arkadaşının 13 yaşındaki kızına hediye alıp doğumgünü partisine gittim
  • Matchingfreak‘i her zamanki gibi Pazar akşamı güncelledim

Böyle yaşamayı seviyorum. Kırılma noktasına teğet geçerek, bir dakikayı bile ziyan etmeden yaşamak bana enerji getiriyor. Rahat yaşamaktansa kendi kapasitemin sınırlarını zorlamak bana daha kazançlı görünüyor.

Bazıları bunalımdan tedirgin oluyor. Hayatımın bu noktasında bunalım riskini göze alabilirim. Normale dönmem için gereken tek şey, bir-iki haftasonu dinlenmek olur. Sonrasında yine tam gaz devam edebilirim.

Monday, January 9th, 2006

MIT’ye döndüm, ama okul Şubat’a kadar başlamıyor. Websiteme yeni dizayn, fotograflar, ve diğer şeyler koymak için çok vaktim olacak.. ama bunların hepsini yapmayabilirim. Ne de olsa bir tatile ihtiyacım var. Bazen kendi kendime o kadar çok iş açıyorum ki hepsinin altından kalkamıyorum.

Buraya gelmeden önceki gece, lise 1’de yazdığım bir defteri okudum. O zamanlar bir çizgifilmci olacağımı düşünüyormuşum. Altı yıl sonra, yani şimdi, kendimi MIT’de kimya mühendisliği okurken buldum. Bu nasıl oldu? Cevabı şu: çünkü istersem yapabilirim. Ama yapabilirim diye yapmak zorunda mıyım? Bir sürü başka şeyleri de yapabilirim, niye bunu seçtim? Lisede fen derslerim iyi olduğum için MIT gibi bir okula girip mühendislik yapmak doğal geldi. Özellikle MIT’ye girebildiğim için.

Bazı insanlar kariyere çok önem verirler, ama ben o insanlardan biri değilim. Bazıları çok para kazanmak ister, bazıları yeni birşeyler keşvetmek ister, bazıları ise şirket kurmak isterler. Ben, işi tarafından tanımlanan biri olmak istemiyorum. Yaptığım sanatın beni tanımlamasını istiyorum. Beni işten eve gelince yapacağım resimler, vb. ilgilendiriyor. Bunun için şu an yüksek lisansı düşünmekte biraz zorlanıyorum. Bazıları bana ‘hangi konuda master yapacaksın?’ diye sorduklarında cevaplayamıyorum, çünkü bu konulara çok fazla ilgi göstermiyorum. İnşallah bu hep böyle gitmez.