Posts Tagged ‘kitap’

Madame de Marelle

Friday, March 7th, 2014

madamedemarelle-photo

Geçen gün Elif Şafak‘ın Mahrem romanını bitirirken sahnelerden birini çizmek geldi içimden. Hikayenin anlatımını, “görmek ve görülmek” temasının işlenilişini, ve bütün o anlatılanların en sonunda birbiriyle kesişmesini zevkle okudum. Diğer okuduğum kitaplarına kıyasla dünyaya bakış açımı genişletme konusunda daha başarılı olduğu için bu yazarın en sevdiğim kitaplarından biri oldu bir anda.

Şimdi resme gelelim. Bu resmi, bilgisayarda bir saat ders dinlerken vakit geçireyim, biraz da şekiller ve renklerle oynayayim diye çizdim. Mobilyasız, gölgesiz, detaysız, üşengeçlikle kağıda aktarılmış birkaç tema, o kadar. Zaten senelerdir doğru dürüst birşey çizmemişim, gecenin bu saatinde uğraşmaya gelemedim doğrusu. Siz de biliyorsunuz ki bu aralar elime bir kalem alıp birşey çizmeye sebep olan herhangi esrarengiz gücü kayda değer bir olay olarak görüyorum.

Birkaç hafta sonra scanner’ıma kavuşunca resmin daha iyi çözünürlükte bir versiyonunu görebilirsiniz.

1 Ocak

Wednesday, January 2nd, 2013

Her sene 1 Ocak’ta yakınlardaki kitapçıya yürüyüp kendime %50 indirimli ajandalardan bir tane seçerim. Alışkanlık oldu. Yukarıda bugün aldığım diğer parçaları da görebiliyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi %50 indirimli güvercin kartlarını almadan duramadım.

Yeni yıl dediniz de aklıma geldi; ben yeni yılda yeni hedefler listesi kurmuyorum kendime. Eğer birşeyi değiştirmeye karar verirsem hemen o anda yapıyorum, yılbaşını beklemiyorum. Size de aynısını tavsiye ederim!

Diriliş

Saturday, November 13th, 2010

Geçenlerde okurlara sunduğum ankette önde gelen kategori hiç beklemediğim şekilde Okuduğum Kitaplar oldu. Acaba niye o birinci oldu? “Durmadan kendi hakkında konuşan bir kız ne kitapları okur? Hiç beynini kullanır mı, yoksa aklından bir tek güvercinler ve yemek mi geçer?” diye düşünmüşsünüzdür belki. Genellikle yılda 5-10 kitap okurum. Daha hızlı okuyabilseydim elbette daha fazla okurdum.

Tatile çıktığımda yanımda kitap getirmiştim, ama anneannemlerin kitaplığını karıştırıp Tolstoy’un Diriliş kitabını çıkardım. Annem 16 yaşının yaz aylarında alıp okumuş – tarih atıp imzalamış bile.

Okuduğum kitabın ana dili İngilizce değilse Türkçe okumayı tercih ediyorum. Zaten orjinal dilinde okuyamayacağım, bari Türkçe’mi geliştireyim.

Neyse, kitabın kapağını ve kokusunu boşverelim. Roman ilk sayfalardan beni çekti. Senelerdir birbirini görmemiş iki eski sevgili beklenmedik ve acı bir tesadüfle yeniden karşılaştılar. Tolstoy karakterlerinin iç dünyasını apaçık göstererek sözlerinin ve hareketlerinin motivasyonunu ustalıkla anlatıyor. Nehlüdof’un bir anda kötü bir rüyadan uyanır gibi hayatının son birkaç senesini nasıl yanlış yaşadığını, bunu şimdiye kadar nasıl göremediğini anlatması beni çok etkiledi. O hayatındaki zenginliği ve sahteliği gördükçe iğrenirken, aynı anda o konforlu yaşam biçiminin etkisine katılmamak için büyük bir savaş veriyordu. Onun ve diğer karakterlerin psikolojik hallerine, içimde küçük bir umut ama aynı zamanda umutsuzluğa kapılmış bir şekilde sürüklendim. Böyle durumlarda sabırsızlıktan kitap olabildiği kadar hızlı hızlı okunur.
Romanın ortalarından sonlara doğru hikaye değişik bir şekil aldı ve Rusya’nın bürokrasilerine ve cezaevlerinin yanlışlıklarına odaklandı. Sonunda roman ne mutlu, ne mutsuz bitti.. Hatta nasıl bir son olduğu o andan sonra anlamsızdı zaten. Bence olabilecek en iyi sondu.