Posts Tagged ‘elektronik müzik’

Jetlag

Tuesday, June 23rd, 2015

Farzedin ki sabahın köründe bir saatte, binlerce kilometre uzakta, göz gözü görmeyen karanlık bir yatak odasında cin gibi uyanık yatıyorsunuz. Ya da farzetmeyin bunları. Ama en azından şu 10 dakika içinde sadece dinlemekten başka birşey yapmayın.

Uzun zamandır müzik çalışmalarıma ara vermiştim. Bu parça diğerlerinden biraz daha nazik, biraz daha sessiz. Kulaklıkla dinlemenizi tavsiye ederim.

Sirenler

Saturday, July 23rd, 2011

Ocak ayında bir gün, plajda dizlerime kadar suya girip yeni ses kayıt cihazımı sonsuz ufuklara yönelttim. Kayıt süresince güneş battı, dalgalar sıcak, koyu renklere büründü. Bu dalgalar sesimle birlikte sonsuzluktan gelen gizemli okyanus şarkılarının şekline büründü.

Sirens by queenmelike

Yukarıdaki Soundcloud’a yüklediğim yüksek kaliteli versiyonu. mp3 olarak indirmek isteyenler için:

Sirens (13:43)

siren (Yunan mitolojisi) Güzel şarkı söyleyerek denizcileri aldatan deniz perisi.

Başarısızlık Örneği

Tuesday, May 3rd, 2011

Indaba Music‘in Daft Punk yarışması düzenlediğini görür görmez katılmaya karar verdim. Verdikleri parçayı Barok stiline uyarlayarak orjinal bir parça yaratmayı hayal ettim.

Ne yazık ki parçayı istediğim gibi yapabilmem için yeteri kadar vaktim yoktu. İşyerinde beklenmedik bir neden yüzünden bütün ay haftada 60-84 saat çalışmamız gerekti. Ne zaman biteceği de belli değildi. Yarışmanın son haftası, 84 saatlik bir haftadan sonraki iki gün tatilim kalmıştı bir tek.

İlk gün temaları yaratıp notaları yazdım. İkinci gün baş ağrısından duramayana kadar keman kayıtları yaptım. Tahmin ettiğim gibi aranjmanı düzenlememe vakit kalmıştı. Mecburen ertesi akşam işten dönünce bitirecektim. On iki saat çalıştıktan sonra eve gelip sabah 6’ya kadar aranjman üzerinde çalıştım. Bitirip teslim eder etmez üstüme birşeyler giyip doğru işe gittim ve 12 saat daha çalıştım. O günün sonunda pestilim çıkmış halde eve döner dönmez uyudum.

Bu yarışma uğruna 38 saatlik uyanık kalma işkencesi değdi mi acaba? En azından aranjmanımı vaktinde teslim edebilme hedefime ulaştım. Fakat parçamdan memnun kalmadığım için geçen seneki yarışmada yaptığım kadar reklamını yapamayacağım. Konsept iyi, ama yorumu kötü. Kısıtlı vakitte ancak bu kadarını yapabildim.

Ama bunun yüzünden bana oy vermemezlik yapmazsanız sevinirim. 🙂

Xenakis!

Monday, January 10th, 2011

Geçen Cuma günü, arkadaşım Etha ile MOCA’da sunulan Iannis Xenakis: Composer, Architect, Visionary adlı bir sergiye gittik. Etha’yla liseden beri, yani yedi buçuk senedir, görüşmemiştik. Xenakis Bey olmasaydı yakın zamanda buluşacağımızı da sanmıyorum.

Iannis Xenakis, 20. yüzyılın en önemli bestecilerinden biriydi. Asıl mesleği mimarlık olan Xenakis, parçalarını matematiksel hesaplamalar kullanarak hazırlıyor. Benim en sevdiğim Xenakis konseptlerinden biri, parabolik şekillerden tasarlanan glissandolardan oluşan müzikal şekiller. Bunların Metastaseis parçasında duyabileceğiniz bir örneği aşağıda resmedilmiştir. Bunun dışında bir sürü farklı matematiksel ya da bilimsel fikirleri ve formülleri parçalarına işlemiştir. Hesaplamaları sonradan nota şekline konup orkestranın çalabileceği bir parça haline getirilir.

Sergiden büyük haz aldık, çünkü Xenakis’in çeşitli parçalar için yaptığı çizimleri, bize ödünç verdikleri iPod’ları dinlerken analiz yapabiliyorduk. Bestecinin kareli grafik kağıtlarına ve boya kalemlerine olan bağımlılığı ikimizin de gözünden kaçmadı. Sergiden çıktığımızda Xenakis’e olan hayranlığımız artmıştı, ve gerçek dünya gördüklerimize ve duyduklarımıza göre sönük kalmıştı.

Sergi bana müzik yazmanın güzel bir melodinin ötesini düşünmem gerektiğini hatırlattı. Matematiksel, görsel, ya da felsefik fikirlerden yola çıkarak çok ilginç müzikal efektler yaratmak mümkün. Tabii ki bunu hepimiz zaten biliyorduk ve okullarda öğrendik. Ama normal hayattaki sıradan popüler müziklerin içine gömülünce bu tür bazı düşünceler ne yazık ki yavaş yavaş yok olabiliyormuş.

Los Angeles ya da civarlarındaysanız ve müzisyen, mühendis, matematikçi, ya da mimarsanız, Şubat 4’te sergi kapanmadan gitmenizi şiddetle tavsiye ederim.

Reich remix

Wednesday, November 10th, 2010

Dün ilk kez Indaba Musicte bir müzik yarışmasına katıldım. Yarışmanın teması, yeni bir Steve Reich parçasını alıp kendi yorumumuza göre mixlemekti. Oylamada ilk 10a girenler mansiyon ödülü alıyorlar. Kazanan ilk üçü de bestekarın kendisi seçiyor. Adamcağız 254 tane remix dinlemek zorunda kalacak, nasıl başaracak bilemiyorum.

Aşağıda benim versiyonum var. Benimkini diğerlerinden biraz farklı olduğu için seviyorum. Aynı notaları ve formu kullanarak sesimle tamamen farklı bir doku yarattım. Bu geceyarılarına kadar camları ve kapıları kapalı bir odada saatlerce bilgisayarda kayıt yaparak ve bol bol çay ve su içerek gerçekleşti. Geçtiğimiz günlerde işyerinde de işlerin yoğun olduğu için biraz zorlu oldu.

Eğer hoşunuza gittiyse lütfen bana oy verin! İlk ona girmek hoş olur, ama katılımcı sayısına bakılırsa bu biraz zor olacak. Diğer katılımcıların da çoğu bayağı başarılı ve yaratıcı şeyler ortaya çıkarmışlar.

Bu yarışma sayesinde Indaba’dan da haberdar oldum. Online işbirliğiyle müzik yapımı ve paylaşımı üzerine kurulmuş bir site. Zaten işbirlikçiliği hissi, site üyelerinin yazdığı destekleyici ve düşünceli yorumlarından belli oluyor. Hayat hedeflerimden birinin birkaç müzisyenle birlikte bir çalışma yapmaktı, ama şu ana kadar kimleri nereden bulacağımı bilemiyordum. Belki Indaba’ya girmem o hayali gerçekleştirmemi sağlamamdaki ilk adım, kim bilir?

Bir sonraki yarışmalara kesinlikle katılacağım. Bu küçük proje bana ilham getirdi ve bu tip şeyleri daha çok yapmam gerektiğini farkettirdi.

Yoğun istek üzerine remiximi buradan indirebilirsiniz.

Weep!

Sunday, August 22nd, 2010

Aha! Bugün 2007’de “bitirdiğim,” ama tam olarak mutlu olamadığım için İnternet’ten kaldırdığım parça üstünde çalıştım. Ne yapmam gerektiğini çok iyi biliyordum, ama iki senedir ihmal ediyordum. Sonunda senelerin stresi ortadan kalktı.

Weep (7:36)

Bu parçanın hayatımda önemli bir yeri var. Eskiden aynı anda sevgiyle nefret duyarken, şimdi hepsi sevgiye dönüştü. Sonunda memnuniyetle dinleyebiliyorum. Kulaklığınız varsa onunla dinlemenizi tavsiye ederim; ancak böyle o derin seslerin içinde yüzüyor gibi olabilirsiniz. Fondaki zengin, metalik, biraz detone, dönüp dolanan ve hep değişen ses gruplarının hepsi benim kendi sesimden elde edilmiştir.

Parçanın başlığının nereden geldiğini tahmin edebilen var mı?

Güvercinden müziğe geçelim.

Tuesday, July 6th, 2010

Aylardır satın almak istediğim iki albüm vardı, ve ben sırf üşengeçliğim yüzünden almamıştım. Dün sonunda ikisini de aldım ve rahata kavuştum.

1. Earl Greyhound – Suspicious Package. Bu grubu birkaç ay önce bir Ok Go konserine gittiğimde duydum. İlk andan itibaren adeta büyülendim. Grup üç üyeden oluşup, şarkıcılar bir tenör ve bir alto olmak üzere iki solistten ibaret. Hem enerjiyle çalıyor, hem de detone olmadan zorlu vokalleri büyük bir uyum ve yetenekle söyleyebiliyorlar. Şarkıları çekici, enerjik, ve çok yönlü. Bu grup işini ciddiye alıyor! Senelerdir bu kadar hoşuma giden bir rock grubuna rastlamamıştım.
Websitelerinde yeni albümlerinin tümünü dinleyebiliyorsunuz. Sevdiğim şarkılarından bazıları Shotgun, Holy Immortality, Eyes of Cassandra.

2. Ryoji Ikeda0°C. İkeda’yı ilk elektronik müzik derslerimde öğrenmiştim. Günümüzün en önemli elektronik müzikçilerinden biri olarak tanıtmışlardı. İlk dinlediğinizde bipleme sesleri olarak duyulan parçalar aslında uzmanlıkla hazırlanmış. Benim de en sevdiğim müzisyenlerden biri. Neyse, geçen Kasım ayında sabaha karşı evime dönerken Pandora radyomda Continuum parçası çıktı. Saat sabahın 6:00’sıydı, ve yarı uykulu halimle sağ ve soldan gelen biplemeler beni şaşkına döndürdü. Bittiğinde eve gelmiştim bile, ama arabamda oturup albümdeki bütün parçaların 30-saniyelik kesitlerini dinledim. Bir an önce satın alacaktım sözde. Ancak altı ay sonra aklım başıma gelebildi. Keşke daha önce alsaymışım! Kulaklarıma ziyafet oldu.

Yeni elektronik parça: See

Thursday, April 29th, 2010

Bu haftasonu, iki senedir aklımda olan bir parça yaptım. Basit parça, ama nedense şimdiye kadar oturup yapmamıştım. Parçada blokflüt, keman, piyano, ve birkaç diğer ses kayıtlarını kullandım.

See‘yi dinleyin (3 dakika)

Bitmiş parçanın görünümü:

Bu aralar birşeyler yaratma isteğindeyim. Çarşamba günü işten dönerken Pandora radyo istasyonunda bir Ryoji İkeda parçası çıkınca elektronik bir parça yapma isteğim kamçılandı. Bu parçayı aklıma getiren diğer şey de Tenacious D grubunun One Note Song (Tek Nota Şarkısı) adlı şarkı!

Sistematik Müzik Keşfi

Saturday, February 27th, 2010

Uzun zamandır müzik koleksiyonumu sistematik bir şekilde genişletmenin yollarını arıyordum. Bulduğum çözümü yaklaşık bir sene önce başlattım. İlk aşama, şimdiki iTunes müzik koleksiyonumu baştan sonra tarayıp, gerektiğince silmek ya da gruplandırmaktı. Bu aşama birkaç ay aldı. Şimdi koleksiyonumu genişletmeye hazırım.

Sevdiğim parçaları hatırlamamda yardımcı olan çeşitli yöntemler:

  • 1. Defter. Tabii ki her an yanımda küçük bir defter bulunduruyorum. Duyduğum şarkı isimlerini not alıyorum.
  • 2. tobedownloaded.txt – Bu bilgisayarımdaki ‘alınacak şarkılar’ listesi. Buraya evde ara sıra online radyoları dinlerken not alıyorum.
  • 3. Shazam (iPhone programı). Bunu kafe, bar, ve restoran gibi yerlerde duyup beğendiğim bir şarkı bulursam kullanıyorum. Telefon, birkaç saniyelik bir kayıt yapıp Shazam’in müzik kayıtlarında tarama yapıyor. Bu programın en iyi tarafı, kalabalık yerlerde konuşma seslerinin fazla olmasına rağmen müzikleri çoğu zaman teşhis edebilmesi.
  • 4. Nabbit (iPhone programı). Bu program da radyo dinlerken işime yarıyor. O an radyoda çalan şarkının adını gösteriyor. Bunu çoğunlukla işe gelip giderken arabamda dinlediğim KJazz adında caz radyo istasyonunu dinlerken kullanıyorum.

Bulgularımı tobedownloaded.txt dokümanında toplayıp iTunes’dan satın alıyorum.

Müzik keşif sistemimi oturtmanın ana sebebi, caz koleksiyonumu genişletmekti, fakat bu keşifleri sonraki yazılarımda paylaşacağım. Bugünlük, “chill” adındaki yavaş tempolu elektronik müzik koleksiyonuma yeni eklediğim şarkıları paylaşacaım.

  • Keston and Westdal – Vaccine: Nedense modern şarkılarda yaylı saz duymak hoşuma gidiyor. Bu hafif bir şarkı, bana limonlu sorbeyi andırıyor.
  • Xela – Japanese Whispers: Bu, üniversitede elektronik müzik dersinde dinlediğimiz Paul Lansky’nin Pattern’s Patterns parçasını ve granular synthesis metodunu andırıyor. Sesbirimlerinin temizce ayrılmaları hoşuma gitti.
  • Plaid – Light Rain: Bundaki küçük cızırtı gibi sesleri beğendim.
  • Zero 7 – Destiny: Bu şarkıyı gerçekten almak mı istiyordum, yoksa Shazam’i mi test ediyordum, hatırlamıyorum. Müzikal olarak pek bir özelliği olmayan bir parça, ama melodisi fena değil. Şarkıyı aldıktan sonra sonlara doğru bir bölümde paralel beşli aralıklarının olduğunu farkedip biraz pişmanlık duydum. Müzik eğitimi olan çoğu kişinin içini ürpertecek birşey bu! Paramı geri alamayacağım için dinlemeye devam edeceğim. Hem diğer şarkılarla da iyi gidiyor.
  • Jon Hassell – Last Night the Moon Came: Bu şarkıyı dün gece gittiğim bir modern dans performansındayken Shazam’le buldum. Adamın adı tanıdık geliyordu. Sonradan hatırladım ki Şubat 2009’da bu artistin bulunduğu bir elektronik müzik konserine gitmiştim. Bu tespiti, gittiğim konserin program notlarını dosyalarımda bularak ispatladım. On senedir gittiğim bütün konserlerin konser notlarını dosyalarda biriktiriyorum da. Bir gün işe yarayacağını biliyordum!

Ayrıca bir de Roy Harris’in Piano Quintetini aldım. Bu parçayı yağmurlu bir öğleden sonra eve dönerken arabamda çalan KUSC adındaki klasik müzik istasyonundan keşfettim. O kadar sevdim ki eve geldikten sonra on beş dakika arabamda oturup bitmesini bekledim. Modern oda müziğinde en çok böyle sesleri seviyorum.

Şimdilik bu kadar. Üniversiteden müzik diploması almış birinden gelen son derece profesyonel müzik kritikleri. Şaka bir yana, bu sadece bir başlangıç. İleriki yazılarımda daha ciddi müzik keşiflerimi paylaşacağız.

Synthetic Sky (Sentetik Gökyüzü)

Saturday, May 31st, 2008

Demin bu parçayı müzik sayfama ekledim. Aslında bu parçayı geçen senenin Ağustos ayında yapmıştım, ve o zamandan beri beni rahatsız ediyordu. Bu parça için büyük planlarım vardı. Fondaki ses dokusunun üzerine serpiştireceğim bir sürü ses hazırlamıştım. Fakat, “fon” bölümü tek başına o kadar güzel duyuldu ki üzerine ne eklesem kötü duyuluyordu. Ama tam da bitmemiş gibi geliyordu bana.

Parçadan çok sıkıldım ve bir süre ara verdim.

Dün gece yine dinlediğimde aradan 8 ay geçmişti. Hâla kararsızdım. Bu sabah, birkaç fikirle oynadım ama hiçbirşey olmadı. Sonunda, bu parçaya ne eklersem ekleyeyim parçanın etkisinin azalacağı kararına vardım. Bu da böyle basit kalsın.

Aynı anda başka tür müzik çalışmalarıma da devam ediyorum. Bu aralar üzerinde çalıştığım birkaç parçada takıldım kaldım. Fakat, çoğunu bu sene içinde bitirmeyi planlıyorum.