10 Toskanalı Güvercin Resmi

June 23rd, 2013

İki hafta önce Toskana’daydım. Böyle bir durumda çoğu kişinin turistik resim koyacağı için ben değişik bir yol seçip güvercinler hakkında yazmayı seçtim. Devam etmeden önce şunu söyleyeyim, toplam resim sayısının 10 olması tamamen bir tesadüftür, yuvarlak rakam olması için özellikle yapılmamıştır.


Floransa çatıları. Güvercin çiftini buldunuz mu? Göremediyseniz bir de yakından bakalım… (aşağıda)

Floranda’da güneşli bir günün keyfini çıkaran bir çift güvercin.

Lucca’da eski bir kulenin tepesine çıkarken taş duvardaki deliğin içinden bana korkuyla bakan iki yavru güvercinle karşılaştım. Birkaç resim çektiğimde çaresizlikten kıpır kıpır yerlerinde fıkırdıyorlardı.

San Gimignano’da yüksek bir kulenin tepesinde dinlenen güvercinler, insan denen o huysuz yaratıkların erişemedikleri bir yer bulmuşlardı.

Eski İtalyan duvarlarındaki bu delikler, inşaat sırasında kullanılan yapı iskelelerinin bir kalıntısıymış. Bazı delikler dolduruluyor ya da telle örtülüyorlarmış, ama geri kalan boş delikler bu güvercinler için ideal yuva yerleri olmuş.

Bu güvercin hem yumurtalarına, hem de şehrin kemerli kapısına göz kulak oluyor.

Toskana manzarasına bakan güvercinler.

Fotografçıya kuşkulu gözlerle bakan gururlu bir güvercin (yukarıdaki resimdeki sol üst delikten bize bakıyor).

Yağmurlu bir günde Siena şehir merkezindeki çeşmenin kenarında kabarmış bir güvercin.

Diğer Toskana resimlerimi Flickr’daki Toskana foto setimden görebilirsiniz.

Barbacoa

April 27th, 2013

Geçenlerde Güney Kaliforniya sahil yolundan bir arkadaşın evine giderken radyoda bir gurme programı dinliyordum. Barbacoa denen, Meksika mutfağında kuzu tandıra benzeyen bir yemeği anlatıyorlardı. “Barbekü” kelimesi barbacoa’dan geliyormuş. Orta Meksika’da kuzuyu yerde kazılmış bir delikte, yaprakların içinde yavaşça pişiriyorlarmış. Tabii ki Amerika’daki restoranlarda bu yöntem kullanılmıyor, ama Huntington Beach’te gerçek barbacoa’yı anımsatan bir restoranı tavsiye ettiler. Tesadüfen yolumun üstündeydi, ben de uğradım.

Radyo şovu Taquería don Victor hakkında şu uyarıyı veriyordu: Otantik bir Meksika restoranı olduğu için çalışanlar sadece İspanyolca konuşuyorlarmış. Ortaokul-lise çağlarımda 6 sene İspanyolca öğrendiğim için pek zorlanacağımı düşünmüyordum. Ne de olsa lise son sınıfındayken okuduğum İspanyolca kitapları hakkında İspanyolca kompozisyonlar yazıyordum. Herhangi bir konuda 2 dakikalık bir İspanyolca konuşma yapabiliyordum. Basit bir yemek siparişi çok kolay olacaktı.

Tezgaha geldiğimde ‘merhaba’ dışında tek bir kelimeyi hatırlayamadım. Önümde taze meyve sularının ne tür olduklarını zar zor sorabildim, ama aldığım yanıtları pek iyi anlayabiliyordum. Aklıma hiçbir kelime gelmiyordu, gelse bile ağzım alışık değildi. Tezgahtarın söylediklerinin hepsini anlamama rağmen evet, hayır, teşekkürler dışında başka birşey söyleyemedim. Barbacoa tacolarımı alıp bir köşede kös kös oturup yemeye koyuldum. Ne yalan söyleyeyim, hayatımda yediğim en lezzetli tacolardı. Kuzu parçaları lokum gibiydi, ağzımda dağılıyordu. Yanında da buz gibi karpuz suyu tam gitmişti. Tortillalar da tazeydi, gözleme sacına benzer bir sacda taze yapılıyordu.

İşte hayatımda yediğim en lezzetli tacolar:

Kendi kendime hayal kırıklığına uğramama rağmen gittiğime sevinmiştim. Fakat senelerdir aldığım İspanyolca, Fransızca, Japonca, Çince kurslarına ne oldu? Bazıları “Yeniden öğrenirsin, çabuk hatırlarsın” der. Ama öğrendiğimiz bu dilleri devamlı kullanmazsak o dili gerçekten konuşabildiğimizi söyleyebilir miyiz? Bu ana dilim TÜrkçe için de geçerli. Yirmi senedir Amerida’da yaşadığım için Türkçe’mi okuma-yazmada sık sık pratik yapmam lazım.

Güney Kaliforniya’da yaşayanlar, restorana uğramak isterseniz, bilgileri aşağıda:

Taquería Don Victor
17552 Beach Blvd
Huntington Beach, CA 92647

1 Ocak

January 2nd, 2013

Her sene 1 Ocak’ta yakınlardaki kitapçıya yürüyüp kendime %50 indirimli ajandalardan bir tane seçerim. Alışkanlık oldu. Yukarıda bugün aldığım diğer parçaları da görebiliyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi %50 indirimli güvercin kartlarını almadan duramadım.

Yeni yıl dediniz de aklıma geldi; ben yeni yılda yeni hedefler listesi kurmuyorum kendime. Eğer birşeyi değiştirmeye karar verirsem hemen o anda yapıyorum, yılbaşını beklemiyorum. Size de aynısını tavsiye ederim!

Tamara & Giovanni

August 30th, 2011

Haftasonu Bryan Afganistan’a gitmeden önce saka kuşlarını bana emanet etti.


Beyaz dişi saka Tamara

ve tarçın renkli erkek saka Giovanni.

Yıkanmayı çok seviyorlar.

Sirenler

July 23rd, 2011

Ocak ayında bir gün, plajda dizlerime kadar suya girip yeni ses kayıt cihazımı sonsuz ufuklara yönelttim. Kayıt süresince güneş battı, dalgalar sıcak, koyu renklere büründü. Bu dalgalar sesimle birlikte sonsuzluktan gelen gizemli okyanus şarkılarının şekline büründü.

Sirens by queenmelike

Yukarıdaki Soundcloud’a yüklediğim yüksek kaliteli versiyonu. mp3 olarak indirmek isteyenler için:

Sirens (13:43)

siren (Yunan mitolojisi) Güzel şarkı söyleyerek denizcileri aldatan deniz perisi.

Bir Sıkıntı Kaynağı Ortadan Kalktı

June 26th, 2011

Blogumun iPhone’da görünüşü son birkaç aydır beni rahatsız ediyordu. Bilgisayar ekranları için tasarladığım görüntü, cep telefonlarında okunmak için hiç de pratik değildi.

Bu haftasonu Cumartesi akşamını evde oturup yaratıcı bir proje için ayırmıştım, onun için bu zaman diliminde blogun cep telefonu versiyonunu ekledim. Duyulduğundan çok basitti. WordPress’teki gerekli eklendiyi yükleyip ayarlarıyla oynadım. Bu akşam sil baştan cep versiyon yazılımı üretecek durumda değildim. Bu tip ağır projeleri Matchingfreak için yaparım belki bir gün.

İşte şimdi böyle görünüyor. Çok daha iyi oldu! Bu formattaki blogları telefondan okuması daha zevkli oluyor. Benim zaman zaman birçok sıkıntı kaynağım oluyor. En azından kontrol edebildiklerimi ortadan kaldırabilmeliyim.

İkiz Martılar

June 25th, 2011

Bugünkü Catalina Adası gezimizde gördüğüm en acayip şey, her an yan yana duran ve senkron bir şekilde öten bir çift martıydı. Gagalarını açtıklarında, sesin iki kuştan çıktığının farkına bile varamıyordunuz. Böylece bir martıdan mümkün olamayacak uzunlukta bir ses olarak duyuluyordu. Gün içinde onları birkaç kere gördüm. Bir keresinde iskelede yan yana dururken bir anda garip bir inlemeyle, ikisi de kanatlarını çırparak aynı yöne koşmaya başladı. Her ikisi de aynı anda aynı sesi çıkarıp aynı hareketleri yapıyordu! Bu nasıl birşeydir böyle? Hala aklım almıyor.

USC dönemi başlıyor

June 19th, 2011

Bu sonbahar USC’de kimya mühendisliği masterına başlıyorum. Fakat, aynı anda normal işime devam edeceğim!

MIT’den mezun olmadan önceden beri yüksek lisans isteyip istemediğim düşüncesi beni rahatsız ediyordu. Çoğu kişi bana iş hayatına atılınca yüksek eğitimin çok zahmetli görüneceğini tembihlerdi. Üç senelik çalışma hayatımda kendimi bu tuzağa düşmeye başlamayı istemedim. Ne kadar beklersem o kadar zor olacak. Şimdiki işimi çok seviyorum. Tecrübe kazandıkça bana verdikleri görevler daha komplike ve ilginç oluyor. Şimdiye kadar okulda öğrenemeyceğim çeşitli şeyler öğrendim. Üstüne alacağım dersler böylelikle daha çok anlam kazanacak ve kazandıracak. Ayrıca ileride PhD düşünürsem, bir okula girmemde ya da karar vermemde yardımcı olacak.

Aynı anda okuma ve çalışma beni biraz ürkütüyor. Zaten şimdiki halimle kendime az vakit ayırabiliyorum. Üstüne ders ekleyince nasıl olacak? Haftada bir koro provalarına ve keman derslerine gitmeye devam edecek miyim? Zaten şimdi az gördüğüm arkadaşlarımı daha mı az görmem gerekecek? Bu sorularla karşılaştığımda aklıma MIT’de bir keresinde yedi ders aldığım dönem geliyor. Hem de o dönem sosyal hayatım da pek canlıydı. Demek ki isteyince oluyor. MIT’e gitmemin en büyük yararlarından biri de o oldu zaten… sandığımdan daha çok şeyin üstesinden gelebilmemin ıspatı.

Bu sizin için ne anlama geliyor? Büyük ihtimalle bloguma şimdikinden daha da az yazacağım! Ama tersi de olabilir. Ne kadar yoğunsam vaktimi o kadar iyi değerlendirebiliyorum. Zaten şimdi bile bloguma o kadar sık yazmadığım için master yapmam herhalde sizin hayatınızı o kadar etkilemeyecek!

En heyecanlandığım kısım da yine konser bileti alırken öğrenci indirimi alabilmek! Çok konsere gittiğim için okulu bitirdiğimden beri en büyük hayal kırıklıklarımdan biriydi de…

Yeni keman

June 6th, 2011

Mart ayında, üç senedir çaldığım başlangıç düzeyi kemanımın yerine daha iyi bir keman ısmarladım. Benim şansıma tam o sıralar iş hayatım yoğunlaştığı için yeni kemanımı daha sadece birkaç kez çalabildim.

Kemanın sesi, rengi gibi, eskisininkine göre daha zengin ve güzel. Şimdi bu kemana layık olabilmem için daha çok çalışmam gerekiyor.

Matchingfreak 1000 Kıyafete Erişti

May 23rd, 2011

Matchingfreak websitemde toplam 1000 kıyafete erişmemi, kısa bir “belgesel” yaparak kutlamaya karar verdim. Şimdilik sırf İngilizce, ama belki ileride İngilizce bilmeyenler için altyazı da eklerim.

Videoyu bir hafta içinde yaptım. iMovie, bedava bir program için hiç de fena değildi. Yaparken çok eğlendim. Çocukluğumda kendi kendime “televizyon programları” yaptığım zamanları anımsattı!