Archive for the ‘Bilim&Teknoloji’ Category

Hayallerimin Konseri.

Monday, April 4th, 2011

Birkaç ay önce İngilizce blogumdaki son 10 senedir yazdıklarımı tek tek okurken, MIT’den mezun olalı üniversitemden hiç bahsetmemiş olduğumu farkettim. Son üç senedir MIT’nin bu şehirdeki mezunlar klübünün sekreteri olarak bunu kendime hiç yakıştıramadım. Hem de mezun olduktan sonra üç kere ziyarete bile gitmiştim. Hiç lafını etmemişim.

Bu sene, MIT’nin kuruluşunun 150. yılı. Okul da bu büyük dönüm noktasını MIT150 adında birkaç ayı kapsayan festivaller, sempozyumlar, ve diğer etkinlikler topluluğuyla kutluyor. Ben de Los Angeles’ta çaresiz bir şekilde salyalarım akarak Boston’da olamama acısını yaşıyorum.

Salyalarımı en çok akıtan etkinlik, üç ayı kapsayan FAST: Festival of Art, Science, and Technology (Sanat, Bilim, ve Teknoloji Festivali). Evet, MIT’de sanat de öğretiliyor, ve benim gibi müzik bölümünden mezun olan öğrenciler bile var. Bu festivalde en çok görmek istediğim konser, 15 Nisan’daki New Music Marathon konseri. Bu konser RÜYALARIMIN KONSERİ ve ne yazık ki gidemeyeceğim. Kronos Quartet, Bang-on-a-Can, Wu Man, Gamelan Galak Tika, ve MIT Korosu’nun konuk oldukları BEŞ saatlik bir modern müzik maratonu! Dünyada bir daha ne zaman bu kadar muhteşem bir konser olabilir ki!? Ciddi ciddi sırf o konseri görebilmek ve ertesi gün dönmek üzere Boston’a uçak bileti bile baktım. Ne yazık ki konser kötü bir haftasonuna geliyor. Hem o gün özel birinin doğum günü, hem de o haftasonu koro konserim var. Üstelik daha bir aydan az bir süre önce Boston’a gitmiştim bile. Biraz ziyankarlık olur. Haftalarca uzun uzun düşündükten sonra gitmemeye karar verdim. Keşke internetten verseler! Ne güzel olurdu…

Yakın geçmişte Boston’da olduğumu söylemiştim. Oradayken FAST’in bir parçası olan 5 Mart’taki Language of Music (Müzik Dili) konserine gidebildim. Konserdeki bütün yapıtların MIT müzik profesörlerinin besteleri olduğu için pek hoştu. Sınıf arkadaşım Justin’la birlikte eski profesörlerimizin birbirinden farklı ve güzel müzik stillerini dinledik. Konserden sonra da profesörlerimin beni henüz unutmadıklarını görmek beni memnun etti. Bu konseri 15 Nisan’dakinin yerine bir teselli olarak görüyorum. Şimdi izin verirseniz köşeme çekilip somurtmaya devam edeceğim.

Düşündürücü rüya

Saturday, September 18th, 2010

Geçen akşam rüyamda bir seçim yaptım: iş yeri tarafından düzenlenen bir kompresör tamir atölyesine gideceğime bir besteciler seminerine gitmeyi tercih ettim. (Kompresör atölyesi gerçekten yer alan bir etkinlikti, seminer ise rüyamın bir parçaşı.) Atölye gezisini düzenleyen kişiye haber vermeden seminere gittiğim için vicdan azabı duyarak oturdum ve bestecilerin eserlerini dinledim. Seminer ilginçti, ama dinlerken dikkatim dağılıyordu, esniyordum. Kompresör atölyesine gitmediğim için pişmanlık duymaya başladım. Atölye gezisinin bana daha çok şey kazandırabileceğini düşündüm.

Bu rüya ilginç bir zamanda çıktı. Rüyadan birkaç gün önce müziğe yeteri kadar zaman ayırabilemediğim için kendi kendime sinirleniyordum. Sıkıntım o kadar artmış ki beynimin diğer kısmı “Müziği sevdiğin kadar mühendisliği de sevdiğini itiraf et!” deme cesaretini bulmuş. Bu hafta iş bakımından pek yoğun olduğu için haftanın başında gördüğim bu rüya bana güç verdi.

Wednesday, March 1st, 2006

Bu hafta o kadar işim var ki. Eminim daha kötü haftalarım olacak. Bari biraz derslerimden bahsedeyim. Bu dönem şu dersleri alıyorum: Kimya Kinetiği ve Reaktör Dizaynı (10.37), Biyokimya (7.05), Japonca 4 (21F.504), Erken Müzik (21M.220), Tonal Müzik Yazma II (21M.304), 1960 Sonrasında Müzik (21M.263), Kültürleri Resimlerle Anlamak (21F.027), Koro (21M.405).
Yani sekiz ders alıyorum (aslında koro yüzünden yedi buçuk oluyor). Normalde insanlar dört-beş ders alır, ama bu dönem aldığım derslerin hepsini ya almak zorundayım, ya da öğreten profesör yüzünden almak istiyorum.
Dersler yavaş yavaş yoğunlaşmaya başladı, ama şimdilik derslerin hepsini o kadar seviyorum ki hiçbirini bırakmayı düşünmüyorum. Bu yüzden bu dönem başka hiçbirşey yapmaya pek zamanım kalmayacak gibi gözüküyor. Nedense bu da beni o kadar rahatsız etmiyor.

Saturday, December 17th, 2005

Şu an Hayden Kütüphanesindeyim, ve karnım acıkana kadar termodinamik finalime çalışmak üzereyim. Ondan sonra birşeyler yemek için Student Center’a gideceğim. Ya bol mayonezli tavuklu sandviç, ya da bol mayonezli kızartılmış tavuk yemeyi planlıyorum.

Saturday, April 30th, 2005

Bugün olan birkaç olay:

  • Bisikletimden düşüp dizimi sürttüm. Daha da önemlisi, siyah kumaş pantolonum yırtıldı. 🙁
  • Biyoloji dersinde mikroskopta bir balığın yumurtasından çıkmasına şahit oldum. Tam bir tesadüftü.
  • MIT’nin Türk Öğrenci Grubu’nun başkan yardımcısı oldum.
  • Bir konserde koroda yer aldım.
  • SaveTFP’de yine waffle gecesiydi. Dan’le Jonathan’la konuştum, çok güldüm, ve deliler gibi eğlendim.

Ayrıca bir ördeğin resmini çektim, yanlız şu an resmi koymaya hiç halim yok…

Saturday, April 2nd, 2005

Dün labratuvarda yine salak birşey yaptım… Jeli kutusundan dikkatlice, parçalamadan çıkardıktan (ki bu çok uzun sürdü) hemen sonra yere düşürdüm ve jel birkaç parçaya bölündü. Bir süre aval aval baktıktan sonra parçaları yerden toplayıp deneyimize devam ettik (jelden istediğimiz DNA parçaları olan şeritleri kesip çıkaracaktık). Yalnız bunu yaparken çok dikkatlı olmamız gerekiyordu, çünkü jelin içinde, kendisini DNA’nın içine sokan bir kanserojen vardı. Bu arada Shilpa jel parçalarından birinin üstüne basıp kaydı!

lab

Thursday, March 31st, 2005

Bugün kötü bir lab günüydü. Buz almak için kovayı kaptığımda, içinde su olduğunu farketmediğim için (boş olması lazımdı! buz kovası hep boş olurdu!) bütün suları Max’in defterine döktüm. Çocuğun defteri sırılsıklam oldu. Ondan sonra da bir plasmid örneğini sulandırırken çok fazla plasmid kullandığım için bir sonraki deneyimize kullanacak plasmid kalmadı. Öğretmen yardımcılarından yenisini istediğimizde onlar hazırlayana kadar oturup beklemek zorunda kaldık. Labratuvar derslerinde hep çok sakarım. Her seferinde mutlaka salak birşeyler yapmayı becerebiliyorum!

Tuesday, March 22nd, 2005

Geleceğe yönelik plan yapmayı hiç sevmem. Haftaya ne yapacağımı bırakın, yarın ne yapacağımı bile henüz bilmiyorum.

Bu sene Ocak ayından beri arkadaşlarım yaz stajları için başvuru yapıyorlar, yalnız ben bunları düşünmek istemiyorum.. Aslında staj filan da istemiyorum, ama gerekiyor. Bu sene sadece bir pozisyona başvurdum. Eğer alınmazsam, başka ne yapacağım beni pek ilgilendirmiyor. Bugün Eczacıbaşı‘nda bir pozisyona başvurdum. Aslında programa alınmak çok zormuş, çünkü birçok kişi başvuruyormuş. Alınıp alınmadığım Mayıs ayında belli olacak…