Weep!

22 Ağustos 2010

Aha! Bugün 2007′de “bitirdiğim,” ama tam olarak mutlu olamadığım için İnternet’ten kaldırdığım parça üstünde çalıştım. Ne yapmam gerektiğini çok iyi biliyordum, ama iki senedir ihmal ediyordum. Sonunda senelerin stresi ortadan kalktı.

Weep (7:36)

Bu parçanın hayatımda önemli bir yeri var. Eskiden aynı anda sevgiyle nefret duyarken, şimdi hepsi sevgiye dönüştü. Sonunda memnuniyetle dinleyebiliyorum. Kulaklığınız varsa onunla dinlemenizi tavsiye ederim; ancak böyle o derin seslerin içinde yüzüyor gibi olabilirsiniz. Fondaki zengin, metalik, biraz detone, dönüp dolanan ve hep değişen ses gruplarının hepsi benim kendi sesimden elde edilmiştir.

Parçanın başlığının nereden geldiğini tahmin edebilen var mı?



Aşağı bakma – Hareketlendirilmiş

20 Ağustos 2010


Birdenbire, onda sevdiği erkeği göremez oldu.

Bu resmi dün akşam uçaktayken çizdim. Bugün de hareketli gif versiyonunu yaptım. Voilà!



Mor kuş

15 Ağustos 2010



Güvercinden müziğe geçelim.

06 Temmuz 2010

Aylardır satın almak istediğim iki albüm vardı, ve ben sırf üşengeçliğim yüzünden almamıştım. Dün sonunda ikisini de aldım ve rahata kavuştum.

1. Earl Greyhound – Suspicious Package. Bu grubu birkaç ay önce bir Ok Go konserine gittiğimde duydum. İlk andan itibaren adeta büyülendim. Grup üç üyeden oluşup, şarkıcılar bir tenör ve bir alto olmak üzere iki solistten ibaret. Hem enerjiyle çalıyor, hem de detone olmadan zorlu vokalleri büyük bir uyum ve yetenekle söyleyebiliyorlar. Şarkıları çekici, enerjik, ve çok yönlü. Bu grup işini ciddiye alıyor! Senelerdir bu kadar hoşuma giden bir rock grubuna rastlamamıştım.
Websitelerinde yeni albümlerinin tümünü dinleyebiliyorsunuz. Sevdiğim şarkılarından bazıları Shotgun, Holy Immortality, Eyes of Cassandra.

2. Ryoji Ikeda0°C. İkeda’yı ilk elektronik müzik derslerimde öğrenmiştim. Günümüzün en önemli elektronik müzikçilerinden biri olarak tanıtmışlardı. İlk dinlediğinizde bipleme sesleri olarak duyulan parçalar aslında uzmanlıkla hazırlanmış. Benim de en sevdiğim müzisyenlerden biri. Neyse, geçen Kasım ayında sabaha karşı evime dönerken Pandora radyomda Continuum parçası çıktı. Saat sabahın 6:00’sıydı, ve yarı uykulu halimle sağ ve soldan gelen biplemeler beni şaşkına döndürdü. Bittiğinde eve gelmiştim bile, ama arabamda oturup albümdeki bütün parçaların 30-saniyelik kesitlerini dinledim. Bir an önce satın alacaktım sözde. Ancak altı ay sonra aklım başıma gelebildi. Keşke daha önce alsaymışım! Kulaklarıma ziyafet oldu.



Taçlı Güvercin

06 Temmuz 2010

Geçen hafta Hong Kong’daydım. Ama bugünkü konumuz bu değil. Hong Kong ziyaretimin en özel anlarından biri, Kowloon Park’taki kuşevine ziyaretimdi. Orada hayatımda ilk kez bir taçlı güvercin gördüm.

Taçlı güvercinler hakkında ilk kez dokuz-on yaşlarımdayken bir ansiklopedide okudum. O günden bu güne hep merak eder, bir gün gerçek bir taçlı güvercin görebileceğimi umardım. Ansiklopediden, bir buçuk sayfalık kısa bir çizgiroman için “araştırma” yapıyordum. Çizgiromanın konusu da öğretmen kumrunun öğrencilerine güvercingillerin tarihini ve günümüzdeki güvercin cinslerini anlatmasıydı. Gördüğünüz gibi güvercingillere olan garip merakım küçük yaşta başlamış. Bu çizgiromanın amacı güldürmekten çok eğitmekti…. ama tam tersi sözkonusuymuş.

(büyütmek için tıklayınız)

Ne yazık ki kuşevindeki taçlı güvercinin resmini çekemedim. Yukarıdaki fotograf, Stephen Green-Armytage’ın Extraordinary Pigeons kitabından alınmıştır.



Benekli Kumru

05 Temmuz 2010

Değişik şehirlere gidince oradaki kuş türlerinin farklılıkları mutlaka dikkatimi çeker. Mesela Arizona’daki sığırcık kuşları Güney Kalifornia’dakilere göre kocaman görünmüştü. İstanbul’daki kumruların tüyleri buradakilerinkine göre daha kızılımsı ve ötüşleri de farklı. Bu keşiflerde kendimi Galapagos Adaları’nda yaşayan kuşların arasındaki farkları not eden Charles Darwin’i hatırlıyorum hep. Yüzlerce sene içinde herbiri ayrı bir adada değişik şekiller alan kuşların aynı atadan geldiklerini görmek güç değil. Şehirden şehire görünümleri farklı olmayan sayılı kuş cinslerinden biri de bildiğimiz gri güvercinler…

İnanır mısınız, Hong Kong’da tek bir güvercin gördüğümü hatırlamıyorum, ama kumru vardı. Uzaktan bildiğimiz kumruya benziyordu…

…ama yaklaştığımda gümüşi başları, ve beyaz beneklerle süslenmiş koyu renkleri boyunları dikkatimi çekti. Evet, bu bölgedeki kumrular Streptopelia chinensis cinsindendi.

Şimdiye kadar gördüğüm her güvercin ve kumru gibi büyük bir telaşla daireler çizerek koşturdukları için iyi bir resim yakalamam zor oldu.



Etsy Mankenliği

01 Haziran 2010

Arkadaşım Danish’in annesi geçen hafta Glitter and Stones adında el yapımı kolyelerini sattığı bir internet dükkanı açtı. Keçe kumaşın üzerine tek tek diktiği yüzlerce boncuklarla birbirinden güzel parçalar yapmakta. Ben de internette ve dükkanlarda benzer kolyeleri bulup, fikir ve fiyat kıyaslamaları yapmalarına yardım ediyorum.

Kolyeleri mankenlerin üzerinde tanıtma fikri de benden çıktı. Bir gün parka çıkıp kolyeleri takıp tek tek resimlerini çektik… daha doğrusu Danish çekti. Kolyelerin yakından çekimlerini de annesi yapmış. Bence başarılı bir proje oldu.

Kolyeler çok şirin. Detaylarına baksanıza! Şimdiden kolyelerden birini kendime ayırttım bile… Mwahaha.



Güvercin koleksiyonu

30 Mayıs 2010

Geçenlerde MIT’den arkadaşım Laura‘dan bana güvercinli birşey çizmesini rica ettim. Yaptığı suluboya resmi büyümekte olan güvercin koleksiyonumun bir parçası oldu. Bu bana göndermeden önceki hali, bu da şimdiki hali:

Koleksiyonuma bir önce eklenen cisim de şuydu:

Güvercinlere niçin mi bu kadar ilgi duyuyorum? Bilmem!



Şevk kırılması

25 Mayıs 2010

Geçtiğimiz günlerde normalde bana ilham getiren şeyler bu sefer ters etki yaptı. Kadın Mühendisler Topluluğu (SWE) Profesyonel Gelişim konferansına gittim. Olağanüstü mühendis hanımların konuşmalarını dinledim. Konferanstan kazandığım en önemli şey şu oldu: başarılı mühendis hanımların hayatlarında işlerinden başka birşeye zamanları yok. Çoğunun çocuklarına bile zaman ayırmaları güç oluyormuş (çocukları bile varsa eğer). İş dışında hobiler söz konusu bile değilmiş. Ben böyle insanları mı örnek almalıyım? Umarım ki hayır. Ben bütün hayatımı bilim ve sanat arasında bir denge kurmaya çalışarak geçirdim. Bu konferanstayken ilk kez aynı ömürde hem başarılı bir mühendis, hem orta başarıda bir artist, hem de iyi bir anne olamayacağımın kaygısına kapıldım.

Haftasonumun gerisini sanki bu düşüncelere meydan okurmuş gibi geçirdim. Geçtiğimiz üç günde:

  • Bütün günü kapsayan o konferansa gittim
  • Toplam 3.5 sunum içeriği taşayan beş tane Powerpoınt sunumu hazırladım
  • İki konsere gittim
  • Keman çalıştım ve haftalık keman dersime gittim
  • Ailemle vakit geçirdim
  • Bir iş arkadaşının 13 yaşındaki kızına hediye alıp doğumgünü partisine gittim
  • Matchingfreak‘i her zamanki gibi Pazar akşamı güncelledim

Böyle yaşamayı seviyorum. Kırılma noktasına teğet geçerek, bir dakikayı bile ziyan etmeden yaşamak bana enerji getiriyor. Rahat yaşamaktansa kendi kapasitemin sınırlarını zorlamak bana daha kazançlı görünüyor.

Bazıları bunalımdan tedirgin oluyor. Hayatımın bu noktasında bunalım riskini göze alabilirim. Normale dönmem için gereken tek şey, bir-iki haftasonu dinlenmek olur. Sonrasında yine tam gaz devam edebilirim.



Arizona çölü

10 Mayıs 2010

Geçtiğimiz hafta Arizona eyaletinin Phoenix şehrinde bir konferansa gittim. Daha önce hiç gitmemiştim, onun için çölün görüntüsü, bitkileri, ve yaratıkları bana çok değişik geldi. Son günde düzenlenen çöl turu da muhteşemdi. Turda çektiğim birkaç resmi görebilirsiniz. Bana eski kovboy çizgiromanlarını andırıyor. Demek böyle şeyler varmış dünyada, yapma değilmiş!

Yazının kalanını okuyun »